Trabzon'da bir dolandırıcılık öyküsü

2014-04-10 07:01:00

  Eminbey, bu sitede adından sıkça söz ettiren kişidir, zaman zaman ama şimdiye kadar hep “sustuğu”, en yakınlarına bile anlatmadığı, ama içten içe hep kendisini sömüren o “kullanılma” duygusunu bir kenara bırakıp,  sırf “etik” olmaz diye bugüne dek sustuğu ve anlatmadığı dolandırılmasının hikayesini anlatacak bana. Tabiî ki bende siz sevgili, saygıdeğer okurlarımıza bir “ibret vesikası” olsun babından aktaracağım. Önce biraz eminbey’den söz etmeliyim, nasıl biridir, bunu dolandıran o “arkadaş” bildiği ama hayatının en büyük darbesini yediği o insanlar, aslında bu Eminbey’in ,“iyiniyetini” nasıl istismar ettiler, onun hikayesini aktaracağım. Belki sizlerinde vardır o tür “arkadaş”ları, hani eminbey’in canı yandı, bari başkalarının başı yanmasın diye..  Eminbey, işçi emeklisi bir insan. Ama cebinde taşıdığı bankaralara ait kredi kartlarının limitleri çok yüksek. Mesela sizler, yanı bu yazıyı okuyanlar olarak kaçınızın bir bankadan eski değerlerle 18 milyar, şimdiki değerle 18 bin liralık, bir diğer bankanın 6 bin 100 lira kredi kartı limitiniz var? İşte eminbey’in böylesi bir itibarı var bankalarda. Zaten o “arkadaş” bildiği insanların da umuru, zaten eminbey değilmiş, o kredi kartlarının limitleri imiş. Zaten Eminbey’in bunu anlaması da, o kredi kartlarındaki tüm limitlerin kullanılmasından sonra oluyor. Ama iş işten geçmiştir. Sonrası icralar, mahkemeler, hacizler vs.iki çocuğu var Eminbey’in, kızının düğünü olacak, oğlu üniversite öğrencisi ve “arkadaş” bildiği insanların acımasızca bir planına kurban ediliyor. Anlatıyor eminbey; Bir sigara dağıtım şirketinde çalıştığı sırada tanıştık Mustafa Özay Küçük... Devamı

Musluktan elektrik üretti!

2014-01-04 15:31:00

Diyelim ki yaylalardasınız ve yaylanızda da boşa akan bir su var, o su da yıllardır akıyordur ama bugüne değin değerlendirilememiştir. Ama artık eskiden yasakken şimdilerde serbest olan “kendi elektriğini kendin üret” mantığı ile artık bir musluktan akan su ile anında enerjiye dönüştürülebiliyor. Hafta sonu böyle bir etkinliğe tanık oldum. Adam aldı bir musluğa bir hortum bağladı, iki metrelik bir mesafede de o musluğun suyu ile ürettiği enerji ile ampulü yaktı.   Özellikle arıcılar ve yaylalar için önerilen bir cihazla üretilen elektrik, görenleri hayran bıraktı. Trabzon’un Arsin ilçesi ile Araklı sınırındaki Yanbolu’dan yukarıya çıkıyoruz, eski adıyla Mesohor (Başdurak) yeni adıyla  Atayurt’ta aslında çay molası veriyoruz. Burada bir kıraathane var, televizyon açık ama sadece bir masada bol kahkahalı iskambil oynanıyor. Bu tarz yerlerde kağıt oyunları, rakipleri yenme üzerine değil de özellikle oyun içinde takılma, kızdırma ve dalga geçme mantığına dayalıdır. Bir el sizi kızdırmışsa arkadaşınız, fırsatını ele geçirdiğiniz de siz de onu kızdıracak, sinirlerini bozacak aklınıza ne geliyorsa o anda o sinir ettiğiniz arkadaşınız üzerine oynar ve oyunun tadını çıkarırsınız. Böylesi bir ortamda sadece çay içilirken de çevrede ne var ne yoktan başlar sohbetler.   Enver usta  ile arkadaşı Kenan Civelek, bir ırmakta boşa akan suyun enerji için uygun olup olmadığı için yola koyulmuştur ama sohbet enerji üretimine gelince o sırada araçta olan cihazlardan söz edildi. Bir musluk sudan elektrik üretilebileceği söylenince de o kahvede oyun oynayanlar da dahil önce bir “Olur mu öyle şey, bir musluktan akan sudan elektrik mi üretilir?” diye birbirlerine bakıp gül&uu... Devamı

Gecikmiş bir Çiçekleşme!

2014-01-04 15:26:00

Kolay mı öyle, aynı yastığa baş koyup, sonra da iki gün de “hadi eyvallah!” demek? Nereye, kime, nasıl, ne sebeple, neden, hangi hakla, azıcık kızdığınız da, sinirlerinize hakim olamayıp karşınızdakine sesinizi yükseltip de, bağırıp, çağırıp, belki bir kalbi kırıp da, “çekip gitmek”ler ne kolay olmuş günümüz de değil mi? Ne kadar kolay, ne kadar basit ve ne kadar hızla, en ufak bir kızgınlıkta, kapıyı vurup çıkmak, gitmek… Nereye?    Yazının başlığını “Çiçekleşme” koydum, evet gecikmişte olsalar aynı yastığa baş koymuş iki insanın, yanı karı ve kocanın karşılıklı olarak birbirlerine çok gösterişli olmasa da, elde uzaktan pek gözükmese de verdikleri ufacık yayla çiçeklerini kastediyordum. Faik Okumuş, Salmangas’ın zirvesinde oturup, şöyle bir geriye dönüp bakınıyor. Tekrar dönüyor yine bakıyor ama tekrar tekrar dönüp, somarova’ya, Menge’ye, Tornoviye, Zilfo’ya bakıyor. Her bakışından sona başını öne eğiyor, kısa bir süre sonra tekrar kaldırıyor kafasını ve bu kez Gıtova’ya bakıyor, Balahor yaylasına bakıyor uzun uzun, eşinin kılmakta olduğu namazın bitmesini bekliyor.  On evlat sahibi, ama yaşları artık kemale ermiş iki insanın, birilerinin zorlamasıyla değil de kalplerinin sesi ile elli iki yıllık birlikteliklerinde bir ilki, yani birbirlerine ufacık yayla çiçeklerini veriyor olmalarını görmek, duygulandırıyor en büyük erkek evlatlarını. İki çocuklarını birlikte defnetmişler yıllar öncesinde, şimdi sekiz çocukları var ama o çocukları bile bugüne değin görmemişlerdi bu çiçekleşmeyi. Günay’dan sonra doğan Nuray ve Gülay, fazla yaşayamamış, vefat etmişlerdi çünkü.   On çocuk a... Devamı

Viya için karadenizi kızdıran adamlar!

2014-01-04 15:23:00

Araçlardan fazla anlamam ama bindiğim araç Porsche jeep’ti. Trabzon’un Sürmene ilçesinin manzarasıyla ünlü Çamburnu’ nda çay içelim dedik, iftar sonrası ama ne gezer, o eski şenlikler yoktu Sürmene’nin Çamburnu beldesinde. Canlı müzik yapılırdı ama bu yıl belli ki yeterince müşteri olmayınca çay bahçesini kapamışlar! Tüneli geçip, dönüş yaptıktan sonra tesisler kapalı olunca sahilde başka bir yerde çay içeriz dedik, tam balıklı mahallesine geldik. Karadeniz sahil yolunun deniz kenarında, uzaktan bir balkonu andıran ama sanki çay bulabileceğimiz bir yer gibi gördüğümüz yerde 7 kişi oturuyorlardı. Tamam burada çay vardır, deyip durduk. O oturan insanların yanına vardık ama orası bizim tahmin ettiğimiz bir kahvehane değil de meğer, Balıkçı mahallesinin “Balıkçılık kooperatifi” ve muhtarlığıymış. Zaten muhtar da oradaymış.   Selam verdik, “biz çay içmek istedik sahil de ama bulamadık, burada vardır diye uğradık ama!” demeye kalmadan, o balkonda oturanlar, “Tamam, gelin, gelin, biz de çayı yeni demledik, demlenmeye bırakmıştık, şimdi içeceğiz, buyurun birlikte içelim” diyerek, bizi davet ettiler. Davete icabet edip, yanlarına oturduk. Bir sakallı vardı aralarında, ben imam sandım ama yanılmışım! O saatte imam, teravih namazını kıldırıp, istirahatine çekilmiş ama Balıklı’nın yarı yerli yarı gurbet sayılan yaşlı gençleri, o masayı çevreleyenler. Aralarına serpilip, oturduk. Biz üç kişiyiz. Emekli Emniyet Müdürü dostum Nuri Engin, onun yeğeni Ali İhsan ve ben. Masalarına oturduklarımız ise en genci Balıklı mahallesi muhtarı 60’ı devirmiş Rıfat Karabacak, Mustafa Görel, Yaşar Akbaş, Muammer Şolt, Çetin karaer, L&u... Devamı

Uzungöl, panayıra dönmüş!

2014-01-04 15:18:00

Uzaktaki insanlar, güzel fotoğraflarıyla bir yalancı “cennet” derler ya Uzungöl için, haklılardır. Hani bir atasözümüz vardır, ‘Davulun sesi uzaktan hoş gelir’ diye, bizim Uzungöl’ün de fotoğrafları şimdi o atasözümüze döndü ne yazık ki. Uzungöl, Arap Turistlerin gelmesiyle belki şimdi tam bir panayıra dönmüş, o eskinin sadeliği, sessizliği, o ‘cennet’ hali, bin bir çeşit işletmenin esiri haline gelmiş, o sadelik ve güzellik şimdi sadece fotoğraflarda kalmış denebilir!   Yıllarca önce Trabzon’da şimdiki Valilik binasının hemen önündeki meydanda Fuar kurulurdu, o fuarda görmüştüm ilk kez çekilişleri. Vat 69’lu ilk sigaralığı da orada kazanmıştım. Ne mutlu olmuştum! Sonra dönme dolaplar, en büyük yenilikleriydi Fuarların. Onların daha büyüğü de panayırlardı. Şimdi Uzungöl, Yamaç paraşütünden tutun, Karting veya go kart, Atv denilen o dört tekerlekli motosiklet azmanı, bisiklet, fayton derken at gezintilerine, deniz bisikleti, atış poligonu gibi bir yığın etkinliğin buluştuğu yer halini almış. Fayton, İstanbul’da adalardaki ulaşım aracı, hem gezme ve hem de ulaşım için kullanılıyordu ama şimdi Uzungöl’de de Fayton keyfi sürebiliyorsunuz hem de belli bir alanda turu 40 liraya. Yamaç paraşütü ile gezinmek isterseniz göl üzerinden süzülmesinin on dakikası 200 liraya, bisiklet binecekseniz on dakikası 5 liraya, deniz bisikletine binmek isterseniz yarım saati 25 liraya, ATV’lere binecekseniz dört turu 10 liraya, karting yapmak isterseniz 5 dakikası 10 liraya, bunları yapabilirsiniz. Bir Arap şeyhi, go kart denilen flatforma geldi. Yanında oğlu ve torunu var. Belli ki o torununa karting zevki yaşatmak istiyor. Karting önündeki sandaly... Devamı

Tuvaller de Trabzon Tarihini anlatıyor

2014-01-04 15:15:00

Soyadının “Şeyhoğlu” olması değil onu Trabzon tarihini Tuvaller de anlatmaya iten, “Neden Osmanlı tarihinin önemli simgeleri, yabancı ressamlarca anlatıldı?”ya takmış o. KTÜ Resim Bölümü öğretim üyesi Şakir Şeyhoğlu, Trabzon Tarihi Müzesi için yaptığı yirmi tabloyu anlatırken, heyecanlanıyor. Tuvallere attığı her fırçayı hesaplıyor, Trabzon tarihini, bir kadının elişi diye bilinen tığ ile dantel örmesi gibi o da fırçasını aynı hassasiyetle kullanıyor. Eserleri, Trabzon tarihinin bir özeti gibi tablolarda yerini alıyor.   KTÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi, Fatih Eğitim Fakültesi “Trabzon Tarihi ve Coğrafyasının Tuvale Aktarımı” adı altında yürütülen bir Proje aslında Öğretim üyesi Şakir Şeyhoğlu’nun tabloları. Kardeşi Şuayıp Şeyıhoğlu'nun eşi Yard. Doç. Dr. Ayşegül Şeyhoğlu’nun yürütücüsü olduğu bu proje kapsamında geçmiş Tuvalinin başına Şakir hoca. Türkiye’de ve Dünya’da Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1461 tarihindeki Trabzon’un Fethi’nin yeterli ve gerekli ilgi ve bilginin olmayışının eksikliğini öğrencilik yıllarından beri hissettiğini belirtiyor Şakir hoca ve ardından, “Her ne kadar Cumhuriyetten sonra Türkiye’de anıt yapımına, önemli şahsiyetlerin heykellerinin dikilmesine önem verilmişse de bu iş için Avrupa’dan sanatçılar getirilmiş, Türk tarihin de önemli olan kişi ve olaylar, yabancı ressamlarca resmedilmeye çalışılmıştır. Mesela “Fatih Sultan Mehmet Han’ın portresi” İtalyan Ressam Centille Bellini tarafından, “ İstanbul’un Fethi” yine İtalyan Zonaro tarafından, Anıtkabir’deki “Çanakkale Savaşları” Rus ressamlar tarafından resmedilmiştir. Türk tarihinde ... Devamı

Ne bakıyorsun tanımadın mı?

2014-01-04 15:09:00

Bursa Yeşil Camii, Bursa’da ilk dönem Osmanlı mimarisinin önemli örnekleri arasında yer alan bir tarihi eser. Cami içinde güzel bir şadırvan var, Şadırvanın tek parçadan yapılmış fıskiyesi göz alıcı bir inceliği sergiliyor. Şadırvanlar, genel de Osmanlı cami mimarisinin temel öğelerindendir ve oymacılık, hat, mermer işçiliği gibi sanatlarla bütünleşip, camileri süslerler. Tıpkı Yeşil Cami de ki şadırvan gibi. Şadırvan musluğunun başında bir yerli çocuk, su içmek istiyor ama çok ağır hareket ediyor. Yanına aynı boyda ve aynı yaşlardaki yabancı Arap bir turist çocuk geliyor, izin istiyor kendi dilin de su tasını almak için, bu girişimi fayda etmiyor. Belli ki çok susamış, ama su tasını alamıyor.  Biraz bekliyor, bakıyor ki çocuğun su tasını bırakacağı yok, bir şeyler söylüyor ama bizimkisi söylenenlerden de bir şey anlamıyor, tam o sırada da turist çocuk tutup elinden alıyor tası, o an göz göze geliyorlar. Arap çocuk, “ Ne bakıyorsun tanımadın mı?” der gibi! Bizimkisi şaşkınlığını atamıyor üzerinden, ................yazının devamı için tıklayınız... Devamı

Kervan Yolu’ndan Bayburt’a

2014-01-04 15:05:00

İstanbul’dan izinli gelmiş ve zaman kaybetmeksizin de Bayburt’a gidip, dönecek kayınbiraderim Zekeriya, anne ve babasını da birlikte götürmek istiyor. Ama iki oğlu Fatih ve Onur Melih’e, “Siz gelmiyor musunuz?” dediğin de,  bu geziye gönüllü değillermiş gibi ayak sürüp “Bizi aşar” cevabını veriyorlardı. Tepem atıverdi, sırf dede ve nineleri ile belki eski dost ve akraba ziyaretine “burun kırma” gibi algıladım, “Tamam, bırak onları ben geleyim bari” deyiverdim.  Yola koyulduğumuz da, öğlen ezanları henüz okunmamış, gökyüzü çok bulutlu, tepelerde sis gözüküyor ve zaten yer yer de yaz yağmuru serpiliyordu.   Kayınpederim yola çıktığımız da aracın ön tarafındaydı ama bir süre sonra “sen fotoğraf çekiyorsun” diyerek yerini bana bırakıp, arka koltuğa kayınvalidemin yanına oturdu. Kayınvalidemin, Allah’ın hikmeti, okur yazar değildir ama sezgi ve öngörüsü, mantık ve Dünya’yı algısı her zaman takdire değerdir.O yüzden de bu tür gezilerde onların sözünü önemserim. Gülerek bana, hani ‘kızım sana diyorum gelinim sen anla’ dercesine laf attı. ”Her zaman gittiğimiz yoldan gitmeyelim, değişik yerden gidelim haa” deyince hemen anladım, ne de olsa copilotum ya, Kara Dere’den yukarıya giderken “Zeki, dal şu köprüden Dulköy’e” diyerek rotayı kafamda çizdim. Zekeriya, önce biraz tedirgin olduysa da, “vardır bir bildiği” dercesine gülerek, “Peki ağabeyciğim, sen ne dersen öyle gideriz” dedi ve saptı Dulköy’e. İlk defa gidiyorum ben de bu yollardan. Yıldızlıdan Küçük Dere köprüsüne inip, oradan Sürmene, Köprübaşı, Beşköy, Yılmazlar gü... Devamı

on yavrulu bir anne öyküsü

2014-01-04 15:00:00

İstanbul’dan dönerken çocuklarının anne ve babasına verilmek üzere bana verdikleri telefon hatlarını tam gece yarısı teslim etmek için zile bastığımda amcam henüz yatmıştı. Kapıyı yengem açtı, selam kelamdan sonra , “sizin çaylıkta bir domuz yavrulamış, tam görememiş ama amcan söyledi. Nasıl fındık toplayacağız” diye kaygılarını anlatırken bile sesi titriyordu. Yengem, çok etkilenmiş olmalıydı ki gecenin o vakti, benden domuz ve yavrularının çaresine bakılmasını istiyordu. Bana da ilginç geldi tabi, “Sabah ola hayır ola yenge bakarız bir çaresine” dedim, ayrıldım.   Fındık ayı başlamış, zaten kuraklık yüzünden de kimi fındıklıklarda fındıklar dallarından dökülüyormuş, hem de Ramazan ayı tamda fındık ayı ile birleşince bizim çocuklar bu işi bayram sonrasına bırakmayı düşünüyor ama babam, “Konu-komşu fındığa başlamış, millet neredeyse harman atacak biz hala oyalanıyoruz” diye sitemler edip, tek başına fındıklığa iniyor. O Fındıklığa inmeye hazırlanırken bizde dayımın büyük oğlu Yakup abi, kendi ağabeyim ve kardeşimle birlikte o gece yarısı bize söylenen çaylıktaki domuz ve yavrularını görmeye gidiyoruz. Babam biraz da sitem yüklü bir tonda bize duyuracak şekilde, “Domuz yavrularını görmeye eliniz boş mu gidiyorsunuz, saldırabilir hayvan, rahatsız etmeyin bari, domuzlar gider zamanla” diyor, biz de tedbir alıyoruz! Bize söylenen yer tam olarak çaylıktaki eski su gölünün olduğu yer, yani kızılağacın altı. Eskiden köyde her evde suyun olmadığı dönemler de yemek ve içmek için değil ama genel amaçlı kullanımlar için evin su ihtiyacını istemlilerle karşıladığımız göldü orası. Fakat evlere su gelince artık göl kurumuş, toprakla dolmuş ama hemen üst ... Devamı

Taşköprü'de Rüzgar, Mangalı yiyor!

2012-06-28 15:16:00
Taşköprü'de Rüzgar, Mangalı yiyor! |  görsel 1

   Bir önceki gece  İstanbuldan gelmiş amcam soruyor, “Nerden gidiyoruz?” diye..Aslında kafamda farklı bir yer vardı, fakat gurbetten gelen amcamlar olunca, nereye gitmemiz gerektiği konusundaki fikri de onlara bırakıyordum. “Bayburt” demediler ama, Bayburt’un “B”sini ansanız, onlar zaten hiç beklemeden, “he he” derlerdi. “Yanbolu’dan” dedim..Onlar, Yanbolu vadisinin yabancıları, aralarında sadece benim daha önceden gitmişliğim var bu vadiden..”Sabah erkenden kalkalım, yola girelim öyleyse” dediler ve mutabık olduk ayrıldık. Annem, Babam’a, “Ben kahvaltıyı hazırlayana kadar erik toplayın siz” diyor, babamla biz Keltemel’deki Erik’ten topluyoruz, Bayburt yükü tutuluyor. Orada üç tane torunları var, onlar için tüm hazırlık. O torunlardan ortancası, daha ilkokul ikinci sınıfta ama telefonda babaannesine, “fındıklar oldu mu?” diye soruyor, daha Haziran’ın ilk haftasında, belikli aşşayı özlemiş. Eve döndüğümüzde bir soluk  küçük amcama geçiyorum, yengemin kuymağından sonra da annemin hazırladığı kahvaltıyı annem ve babamla yapıyoruz. Büyük amcam ve onun ufağı karşıdalar, oraya geçip, birlikte Yeniköy’den iniyoruz Yanbolu vadisine, biri Rent’a car’dan kiralık iki aracımız var. Onlar dört kardeş aynı arabadalar, bense kadınlarla birlikteyim. Yanbolu deresi boyunca Atayurt (Mesohor), Maden, kılıçlı,işhan derken, daha yeni dökülmüş asfalt yolun sonuna geliyoruz. Burada vadinin ana yolu trafiğe kapalıymış, biz Santa’nın Zurnacılı yakasının bulunduğu dağ ve meşe yoluna giriyoruz. Artık bu yolun tamda yayla yolu olduğunu anlatmama gerek yok sanırım,araçları bayağı yoruyoruz ama zaten yayla yolundayız ve bu türden yol... Devamı

İŞTE O BÖCEK VE ONDAN ELDE EDİLEN KATKI MADDESİNİN KÜNYESİ

2012-04-10 14:12:23

E Kodu          : E120 Adı                 : Karmin, Kokhineal Latincesi        : Kokhineal Menşei            : Hayvansal Açıklama       : Kırmızı gıda renklendiricisi olup, Dactylopius coccus adlı böceklerden elde edilir. E120 (i) saf renklendiriciyken E120 (ii) ham ekstraktır. Birçok üründe kullanılmakta. FSA’ya göre bazı insanlarda aşırı alerjik reaksiyonlara ve anafilaktik şoka neden olur. Astıma neden olabilir. Bazı durumlarda hiperaktiviteyi arttırdığı rapor edilmiştir. Müslümanlar ve vejetaryenlerin sakınılması önerilir. (Gıda Hareketi) Kullanılan ve marklardan örnekler için: http://www.gidahareketi.org/Iste-Urunlerinde-Bocek-Kullanan-Markalar-Ve-Urunler-1387-haberi.aspx   Devamı