Kervan Yolu’ndan Bayburt’a

2014-01-04 15:05:00

İstanbul’dan izinli gelmiş ve zaman kaybetmeksizin de Bayburt’a gidip, dönecek kayınbiraderim Zekeriya, anne ve babasını da birlikte götürmek istiyor. Ama iki oğlu Fatih ve Onur Melih’e, “Siz gelmiyor musunuz?” dediğin de,  bu geziye gönüllü değillermiş gibi ayak sürüp “Bizi aşar” cevabını veriyorlardı. Tepem atıverdi, sırf dede ve nineleri ile belki eski dost ve akraba ziyaretine “burun kırma” gibi algıladım, “Tamam, bırak onları ben geleyim bari” deyiverdim.  Yola koyulduğumuz da, öğlen ezanları henüz okunmamış, gökyüzü çok bulutlu, tepelerde sis gözüküyor ve zaten yer yer de yaz yağmuru serpiliyordu.
 

Kayınpederim yola çıktığımız da aracın ön tarafındaydı ama bir süre sonra “sen fotoğraf çekiyorsun” diyerek yerini bana bırakıp, arka koltuğa kayınvalidemin yanına oturdu. Kayınvalidemin, Allah’ın hikmeti, okur yazar değildir ama sezgi ve öngörüsü, mantık ve Dünya’yı algısı her zaman takdire değerdir.O yüzden de bu tür gezilerde onların sözünü önemserim. Gülerek bana, hani ‘kızım sana diyorum gelinim sen anla’ dercesine laf attı. ”Her zaman gittiğimiz yoldan gitmeyelim, değişik yerden gidelim haa” deyince hemen anladım, ne de olsa copilotum ya, Kara Dere’den yukarıya giderken “Zeki, dal şu köprüden Dulköy’e” diyerek rotayı kafamda çizdim. Zekeriya, önce biraz tedirgin olduysa da, “vardır bir bildiği” dercesine gülerek, “Peki ağabeyciğim, sen ne dersen öyle gideriz” dedi ve saptı Dulköy’e. İlk defa gidiyorum ben de bu yollardan. Yıldızlıdan Küçük Dere köprüsüne inip, oradan Sürmene, Köprübaşı, Beşköy, Yılmazlar güzergâhına geçtik.

 

Benim amacım, 22 yıl önce rahmetli Adnan Kahveci’nin Maliye ve Gümrük bakanlığı döneminde birlikte çıktığımız Kahvedüzü’nden geçmekti. O güzergâh, hem daha bakir bir bölge, daha farklı bir yayla gidişi olurdu. Nitekim tam Köprübaşı’na girmeden “Kahvedüzü” tabelası ile bir yönlendirme vardı ama biz oradan gitmemiştik. Beşköy Beldesi üzerinden Yılmazlar köyünden geçerek gittik. Yolun acemisi olunca biraz zorlandık, o zorlanma da aracın yol ile kavgası tabi. Kervan Yoluna çıkarken yer yer beton olmasına rağmen yukarılara çıktıkça toprak yol, biraz da yük araçlarının tahribi ile kasisler, bizim Zekeriya’yı azcık sinirlendiriyor. O da haliyle içten içe, “Nasıl girdim ben bu yollara, nasıl uydum sana” demiyor ama adım gibi bunu hissediyorum tabi. Kayınpederimin sol bacağı o sıra biraz sakat o nedenle yol boyunca sık sık molalar verebiliyoruz ve bende bol bol fotoğraf çekebiliyorum. Avulot hanları ile  Kahvedüzü arasından bağlanıyoruz Kervan Yolu’na. Kahvedüzüne vardığımız da gereksiz yere yolu uzattığımızı öğreniyoruz. Meğer, Küçük Dere’den yukarıya hem daha düzgün yoldan ve kısa mesafeden çıkabilirmişiz. Sanki biraz yolu uzattık diye ‘üzülme’ numarası yapıp, aslında iyi ki de farklı bir güzergâhtan gidişimize seviniyorum. Yol boyunca gördüğümüz ağaçlar, konaklar, köy evleri ve manzaraları yolun uzamasına fazlasıyla değerdi!

 

Hey had, Kahvedüzü Hanlarındaki sohbette uyanıyorum, yol boyunca dikilmiş “Kervan yolu” yazılı tabelaların ne demek istediğini. Araklı-Sürmene-Köprübaşı Kaymakamlıkları ile Belediyeleri el ele verip tarihi kervan yolunu günümüze taşımak istiyorlar. Araklı –Sürmene- Köprübaşı – Ağaçbaşı - Madur Dağı –Aydıntepe- Bayburt arasında bulunan mevcut antik kervan yolunun tanınır kılınarak eko turizme kazandırılması için Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği tarafından hazırlanıyor "KERVAN YOLU" projesi. Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz’in danışmanlığında ki  bu projeye Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı (DOKA) destek veriyor. Projenin interaktif web haritaları ise K.T.Ü. GISLab Ar-Ge Laboratuvarın da hazırlanıyor. (TR90/11/K0A01/104) numara ile  "KERVAN YOLU" PROJESİ 2011 yılı "Turizme Yönelik Küçük Ölçekli Altyapı Mali Destek Programı" kapsamında uygulamaya konuluyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’n de bahsi geçen kervan yolu üzerindeki otantik yapı han, çeşme, cami ve mimarinin korunması, eko-turizme kazandırılması, Endemik bitki ve kuş gözlem terasları ile doğal ve tarihi kervan yolunun günümüze uyarlanmasına çalışılıyor. Tabi o yol güzergahlarını gösteren güzelim “Kervan yolu” tabelalarının maalesef kendini bilmezlerce kurşunlarla hedef olarak görülüp, delik deşik edilmiş olmasını kınıyorum.

 

Kahvedüzü, eski tabiri ile Kavgadüzü hanlarında mola veriyoruz. Kendi köyümüzden sürekli seyrettiğimiz yerdeyiz ama hava sisli olunca buradan köyümüzü görmek istiyoruz ama olmuyor! Hava muhalefet ediyor. Lakabı “Palanın yeri” olarak geçen Mercan tesisleri, 1312 metre rakımlı  Kahvedüzü’nün en güzel mekanı. Kervan yolu üzerindeki han, doğa ile uyumlu bir motifte, gözde ve gönülde etkileyici mimarisi ve sadeliği sergiliyor. O Pala denilen Aslan Bayraktar’ın kavurması meşhurmuş, biz de tadalım diyoruz, siparişimizi verince de sağa sola bakınıyoruz. Duvarda asılı bir fotoğrafta bende varım. O 22 yıl önce rahmetli Adnan kahveci ile geldiğimiz de burada kuymak yemiş ve bir de fotoğraf çektirmişiz meğer. O sıralar, şimdi ki gibi dijital makinalar yok, filmlerden baskı yapılıyor. Ben bu fotoğrafın farkında bile değildim, sürpriz oldu, müthiş hislerle mutlu oldum. Biz nefis kavurmamızı yerken Pala Aslan Bayraktar’la da sohbet ediyoruz. Kahvedüzü’nün aslında “Kavga düzü” olduğunu söylüyor. Orada yaşamış 108 yaşındaki Ahmet Hoşoğlu’ndan duyduğu şekliyle bize Kahvedüzü’ndeki bir olayı aktarıyor;
“Burası Sürmene (humurgan)-Bayburt kervan yolu, atlarla yolculuk yapılıyor. Bir gelen kervan 20- 30 at ile geliyor, burada yüklerini yıkıyor ama aynı handa Kürtler de yük indiriyor. Handa siz kalacaksınız- biz kalacağız derken burada büyük bir kavga oluyor, Kürtlere biraz daha aşağıdaki düzlüğü gösteriyorlar ve onlar oraya iniyor. Buranın adı öylece ‘kavga düzü’ diye anılıyor. Zamanla Kürtlerle yine burada barış yapılıp, kahveler içilince de adı ‘Kahvedüzü’ne çevriliyor. Şimdi az aşağıda Kürt düzü vardır, orası onlarındır ve vakıftır. Burası tarihi kervan yoludur ve kervan yolları da tepelerden ve kış mevsimleri de dikkate alındığında karın en az olabileceği yerlerden geçmiştir. Şimdi bu tarihi kervan yolumuz, bir proje kapsamında yeniden imar ediliyor. Bundan büyük mutluluk duyuyoruz”

 

Kahvedüzü’ndeki bu gösterişi ve manzarası mükemmel olan hanın odalarını geziyorum. Aynı anda 25 kişinin konaklayabileceği bir ahşap mekanın bir gözü kıraathane, yemek salonu bir gözü bakkal olarak diğer odalar da yine eski han kültüründe konaklama için kullanılıyor. Kahvedüzü hanlarından ayrılıp, Çomakdüzü’nden yine kervan yolu tabelalarından ayrılmadan yolumuza devam ediyoruz. Soğuksu hanlarını geçip, Harmantepe şehitliğine geldiğimiz de burada birer Fatiha okuyup, Ağaçbaşı yaylasına doğru yol alıyoruz..............yazının devamı için tıklayınız

24
0
0
Yorum Yaz