on yavrulu bir anne öyküsü

2014-01-04 15:00:00

İstanbul’dan dönerken çocuklarının anne ve babasına verilmek üzere bana verdikleri telefon hatlarını tam gece yarısı teslim etmek için zile bastığımda amcam henüz yatmıştı. Kapıyı yengem açtı, selam kelamdan sonra , “sizin çaylıkta bir domuz yavrulamış, tam görememiş ama amcan söyledi. Nasıl fındık toplayacağız” diye kaygılarını anlatırken bile sesi titriyordu. Yengem, çok etkilenmiş olmalıydı ki gecenin o vakti, benden domuz ve yavrularının çaresine bakılmasını istiyordu. Bana da ilginç geldi tabi, “Sabah ola hayır ola yenge bakarız bir çaresine” dedim, ayrıldım.
 

Fındık ayı başlamış, zaten kuraklık yüzünden de kimi fındıklıklarda fındıklar dallarından dökülüyormuş, hem de Ramazan ayı tamda fındık ayı ile birleşince bizim çocuklar bu işi bayram sonrasına bırakmayı düşünüyor ama babam, “Konu-komşu fındığa başlamış, millet neredeyse harman atacak biz hala oyalanıyoruz” diye sitemler edip, tek başına fındıklığa iniyor. O Fındıklığa inmeye hazırlanırken bizde dayımın büyük oğlu Yakup abi, kendi ağabeyim ve kardeşimle birlikte o gece yarısı bize söylenen çaylıktaki domuz ve yavrularını görmeye gidiyoruz. Babam biraz da sitem yüklü bir tonda bize duyuracak şekilde, “Domuz yavrularını görmeye eliniz boş mu gidiyorsunuz, saldırabilir hayvan, rahatsız etmeyin bari, domuzlar gider zamanla” diyor, biz de tedbir alıyoruz!
Bize söylenen yer tam olarak çaylıktaki eski su gölünün olduğu yer, yani kızılağacın altı. Eskiden köyde her evde suyun olmadığı dönemler de yemek ve içmek için değil ama genel amaçlı kullanımlar için evin su ihtiyacını istemlilerle karşıladığımız göldü orası. Fakat evlere su gelince artık göl kurumuş, toprakla dolmuş ama hemen üst kısmındaki kızılağaç yüzünden de göl bir sığınak haline gelmişti. İşte o bize söylenen “Domuz ve yavruları” da buradalardı. Fakat, yeni doğum yapmış ve sayısı da oldukça fazla olan yavrularının yanına eli boş gitmek, olası bir saldırıya karşı kendimizi korumak için yanımıza orak, sopa gibi şeylerde aldık. Ağır adımlarla göle yaklaştık, dört ayrı tarafından gözetleyerek göle yaklaştık. Ben tam da yengemlerin arazisine yakın taraftayım, Yakup abi önce, “Geyik yavrusu bunlar” dedi, hayvanın sırtını görünce uzaktan, ben biraz daha yaklaşınca görebildiğim kısımdaki ayakların köpek ayağına benzediğini farkettim, “Köpek ve yavruları” dedim. Nitekim, karşılıklı teşhislerden sonra daha bir cesaretle tam yuvanın yanına kadar gittik ki, gerçekten de bir köpek ve tam on tane yavrusu, o kızılağacın altında, gölden geri kalan kuytu dar bir yerdelerdi. O korku ve paniğe sebep olan “Domuz ve yavruları” söylentisi, yerini sevince bıraktı tabi, haberi yengem de duyunca mahalle birden rahatladı.

 

Çok iyi anlamam köpeklerden ama bana kurt köpeği kırması gibi geldi. Ancak İri ırk köpekler bir batında 10-12 yavru doğurabilirlerdi. Yavrularının hiç birinin gözleri açık değildi ve anne, içgüdüsel olarak eniklerini emziriyordu. Enikler, daracık bir yerde annelerinin memelerini bulabilmek için birbirlerinin üzerine çıkıyor, ne yaptıklarından habersizce onlarda içgüdüsel davranış sergiliyor, biz de artık her gün düzenli olarak köpek ve yavrularını görmeye gidiyorduk. Tabi evlerde yayılmış “Domuz ve yavruları” haberi kısa sürede yayılmış ama biz “köpek ve yavruları” diye düzeltince de hemen köpek ve yavruları mahallenin ilgisini çekmişti. Annem, “Bu Ramazan günü açtır o hayvan” diyerek, yarı kambur halde, yıllarca önce bizim evde biz yokken bir köpeğimiz varmış ve annem oradan kalma bilgisi ile hemen bir köpek yalı hazırlayıp, tencereyi elimize tutuşturdu. “Götürün bir leğende su ve bu yalı köpeğin yuvasının yanına bırakın, sevaptır” diyerek, o on yavrulu anneyi de korumaya almış oldu! Babam ilk başlarda bize sitemkar sözler etse de sonrasında o da birkaç gün sonra bizim zorlama ısrarımızla o köpek yavrularını görmeye gitti, dönerken de, “Allah’ın hikmeti, on tane yavru. Annelerin hakkı ödenmez” diyerek, doğruca eve gidip, köpeğe bu kez de kendisi yal hazırlayıp, yuvaya gönderdi. Sonra da, “Bu köpek bizim mereğe yanaştı bir gün ben de onu uzaklaştırdım, demek ki doğuracakmış, ben onu anlayamadım. Bu o köpek” dedi.

 

Alman kurdu kırması gibi olan köpek bizim mahallede zaman zaman görülen bir köpekti ama bir kapısı yoktu. Sahipsizdi, ya yavru iken alınmış ama yaz bitince İstanbul’a dönen bir ailenin köpeğiydi ki bu köpeğin sahipsiz olması bize pek mantıklı gelmiyordu ama sahipsizdi ki bizim çaylıktaki su gölünü yuva yapmıştı. Bir gece çok fazla yağmur yağınca köpeğin yuvasını su basmış, o gece anne köpek yavrularını daha açık bir alana taşımıştı ama yavruların gözleri hala açılmamıştı. Aradan birkaç gün daha geçtikten sonra köpek yavrularını bu kez tam da çaylıkta kesimi yapılmış çayların üstünde kesilmemiş çayların altına taşımıştı. Artık yavruların sesi, çayların arasından geliyordu. Birkaç gün sonra da eniklerin gözleri açılmış, artık anne yavrularını sadece geceleri emzirmek üzere çayların altına geliyor, onun dışında yavruların ve köpeğin yalını da oraya taşıyorduk. Zaman zaman mahallenin hayvan sever çocuklarından Hüseyin ve Furkan’da köpeğe yal getiriyorlarmış. Tabi sadece onlar da değil, Hamzacan, Hakan utku, Akif, Rafet, Mehmet, Günay, Zinnet, mualla, mahir, say sayabildiğin kadar...................yazının devamı için tıklayınız

29
0
0
Yorum Yaz