İŞTE O BÖCEK VE ONDAN ELDE EDİLEN KATKI MADDESİNİN KÜNYESİ

2012-04-10 14:12:23

E Kodu          : E120 Adı                 : Karmin, Kokhineal Latincesi        : Kokhineal Menşei            : Hayvansal Açıklama       : Kırmızı gıda renklendiricisi olup, Dactylopius coccus adlı böceklerden elde edilir. E120 (i) saf renklendiriciyken E120 (ii) ham ekstraktır. Birçok üründe kullanılmakta. FSA’ya göre bazı insanlarda aşırı alerjik reaksiyonlara ve anafilaktik şoka neden olur. Astıma neden olabilir. Bazı durumlarda hiperaktiviteyi arttırdığı rapor edilmiştir. Müslümanlar ve vejetaryenlerin sakınılması önerilir. (Gıda Hareketi) Kullanılan ve marklardan örnekler için: http://www.gidahareketi.org/Iste-Urunlerinde-Bocek-Kullanan-Markalar-Ve-Urunler-1387-haberi.aspx   Devamı

GÖRME ÖZÜRLÜLERİN BİLGİYE ERİŞİMİNDE ÖNEMLİ ADIM

2012-03-13 00:15:02

Görme özürlülerin bilgiye erişimi konusunda önemli bir adım atıldı. Artık görme özürlüler yazılı materyallere rahatça ulaşabilecekler. Görme özürlüler, altyapı için gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesinin ardından Türkiye’de basılacak olan tüm eserlere Milli Kütüphane’den erişebilecek.  Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce 22 Şubat 2012’de kabul edilip, 29 Şubat 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6279 sayılı "Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu" ile yurtiçinde kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler ile gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar, yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler ve elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınların elektronik ortama aktarılan birer nüshası görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Millî Kütüphaneye gönderilecek.  Türkiye’de yayınlanan tüm yazılı eserler kanunun öngördüğü ve uygulamayı belirleyecek Yönetmeliğin yayınlanmasının ardından Milli Kütüphane’de görme özürlülerin hizmetine sunulacak. Yapılacak düzenlemelerin ardından, görme özürlülerin kendilerine uygun formatta ve herkesle aynı anda bilgiye erişebilmesiyle birlikte, eğitim ve kültürde fırsat eşitliği sağlanması yönünde önemli bir adım atılmış olacak.  29 Şubat 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6279 sayılı "Çoğaltılmış... Devamı

Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen “Belediyelerde

2012-02-24 00:17:00
Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen “Belediyelerde |  görsel 1
Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen “Belediyelerde |  görsel 2
Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen “Belediyelerde |  görsel 3
Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen “Belediyelerde |  görsel 4

Marmara Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen “Belediyelerde Yeni Gelişmeler ve Uygulamaya Yansımaları Toplantısı” Afyon Korel Hotel’de gerçekleştirildi. Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin açılış konuşmasıyla başlayan program kapsamında, belediye başkanları arasında deneyim paylaşımı ve istişare toplantılarının yanı sıra belediyecilik sistemindeki yeni gelişmeler de masaya yatırıldı. Program kapsamında Uzman Eğitmen Sıtkı Aslanhan tarafından “Belediyecilikte Halkla İlişkiler” konusunda belediye başkanlarına yönelik bilgilendirme de yapıldı.   “50.000 BELEDİYE ÇALIŞANINA EĞİTİM VERDİK” Marmara Belediyeler Birliği’ne üyeliği bulunan 115 belediye başkanının katıldığı programda ilk olarak söz alan Birlik Başkanı ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, “2011 yılı içerisinde toplam 245 farklı eğitim programı organize ettik. Bunlara yaklaşık 15.000 kişi katıldı. Göreve gediğimiz 2009 yılından bu yana bölge çapında 50.000’e yakın belediye çalışanına eğitim hizmeti sunduk. 7 farklı ülkeye teknik temas, işbirliği ve tanıtım programı organize ettik. 28 farklı ülkeden gelen resmî heyetlerle görüşmeler gerçekleştirdik, birliğimizi ve faaliyetlerimizi tanıtma imkânı bulduk. Avrupa Birliği ve diğer uluslararası malî kaynakları kullanarak toplam 12 adet proje yürütmekteyiz. 3 yeni proje daha yazarak AB’ye müracaat ettik” dedi.   “ÖZÜRLÜLERİ UNUTMADIK” Başkan Altepe, açıklamalarının devamında, “Birliğimiz özürlüler konusunda da önemli çalışmalar yaptı. Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile yaptığımız protokol çerçevesinde, bölge... Devamı

Çayeli'nde bir küçük adam

2012-02-10 20:09:14

    Sürekli gülümseyen bir “küçük adam”..bizim Keloğlan filmlerinden tanıdığımız o sevimli “cüce”yi anımsatıyor. Uzaktan görüldüğünde hemen “çocuk” sandığınız ama konuştuğunuzda, yaşına rağmen çok da olgun olduğunu, geniş bir bakış açısı olduğunu anlıyorsunuz..bir empati yapıp, kendinizi onun yerine koyuyorsunuz, “nasıl bir hayatı var acaba?” diye iç geçirdiğiniz, hatta biraz ezik, biraz da acınası baktığınız biri, konuştukça şaşırtıyor sizi.. hayatı sevmiş, kendisiyle barışık ve tüm “özürlü”lere de örnek olabilecek bir sempatikliği var…Recep Can Çelik’ten söz ediyorum..“İki kıza çıkma teklif ettim, bana “boyuna bakta gel” dediler. Sevmekten nefret ettim, odur budur artık sevmemeye karar verdim. Sonra pişman oldular ama ben yüz vermedim. “tekrar arkadaş olalım” dediler ama ben onları affetmedim. Boyumun kısalığına laf ettirmem. Bana küçük adam denilmesi hoşuma gider, ama “cüce” denmesine fena halde bozulurum. Nede olsa küçük adam da “adam” kelimesi var.” Bu sözler ona ait..   Recep Can Çelik, 19 yaşında bir delikanlı..ama boyu ufak kalmış..Tıp dilinde “Akondroplazi”( En sık rastlanan kol ve bacak kısalığıdır. 26 bin-40 bin doğumda bir görülür. hastalığın kendine has bir yüz görünümü kısa ve orantısız kol ve bacaklar vardır. ekstremitelerin proksimal (üst taraf) uçları kısadır) deniliyor rahatsızlığına gerçi ama halk dilince de “cüce” denilen bir delikanlı. Ergenlik çağlarında haline isyankar birisi..Televizyon seyrederken Artvin’de gözleri görmeyen bir kızın Elif’in hikayesini dinlediği sı... Devamı

Karadeniz'in süslü inekleri

2011-11-29 14:50:00
Karadeniz'in süslü inekleri |  görsel 1

    Karadeniz insanı, sütü ve süt ürünleri elde etmek için beslediği hayvanlarını da kendisi kadar düşünen insanlardır. Hele kadınlar, onların inekleri  süslemek için dokuduğu, aldığı, taktığı takılar, hayvanlara ne kadar  sevgi beslediğinin ne kadar saygı gösterdiğinin de bir nişanesi ve bir vefa duygusudur aynı zamanda. Çünki, Karadenizlinin bir danası(buzak) olduğunda daha doğduğu anda ilk olarak ona bir isim verilir. Ve o hayvan, o isimle büyütülür ve aile bireylerinden biri halini alır.  Yaşar, Gülistan, yadigar,hatun gibi.. Karadeniz’e yolu düşenler rastlamıştır,hele yayla mevsimi ise yollarda veya  belki de fotoğraflardan da görmüş olanlarınız mutlaka olmuştur.Karadeniz’de, kafalarında rengarenk püsküllerle süslenmiş  hayvanlar olur.  Mutlaka merak etmişsinizdir de değil mi? “Neden bu hayvanları böyle süslerler?”, “hayvan bu süslerden ne anlar?”,ya da “gereklimidir hayvanın süslü olması?” gibi aklınıza gelebilir. Ama eğer, siz bir Karadenizli iseniz ve o hayvan, evinizin bir bireyi oluvermişse, evet süslenmesi gerekir, çünkü o hayvanın o evin hiçbir bireyinden farkı yoktur. Öylesine sevilir, öylesine sahiplenilir ve öylesine süslenir işte. Hem yayla yolu derken iki günlük yaya yoldur ve o yolda hem o hayvanların süslemeleri ile uğraşmalar anlatılacak, hangi boncuk hangi katma (iplik) nasıl yapılmış veya nerden alınmış o yolda hep onlar konuşulacak kadınlar arasında, yoksa o uzun yayla yolları başka türlü biter mi?  Hayvanlar da süsler, yayla yolculuğuna veya bahar ayından itibaren ahırdan dışarı çıktığında hem kem gözlerden korunmak (nazar değmesin)ve hem de kolayca tanınmasını  sağlar. Nazarlık, gerdanlık, bur... Devamı

Durban iklim görüşmeleri: Son şans mı?

2011-11-29 14:45:00
Durban iklim görüşmeleri: Son şans mı? |  görsel 1

  Durban- Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 17. Taraflar Toplantısı Güney Afrika’nın Durban kentinde bugün başladı. Greenpeace, tüm hükümetleri, karbon salımlarına neden olan şirketler yerine iklim değişikliğini önlemek için acil adımlar atılmasını isteyen insanları dinlemeye çağırıyor .   Greenpeace’in geçtiğimiz hafta yayımladığı bir rapor, Eskom, Shell gibi dünyanın önde gelen şirketlerinin iklim anlaşması süreçlerinde hükümetleri nasıl etkilediğini ortaya koymuştu. Rapora göre, iklim değişimine neden olan karbon salımına en çok neden olan şirketler ve bu faaliyetlerden kar sağlayanlar, iklim değişikliğini önleme konusunda anlaşmalar yapılmasının önüne geçmeye çalışıyor.      Eğer bu yıl Durban’da da hükümetler arası bağlayıcı bir anlaşma ortaya çıkmazsa, bu, Kyoto Protokolü’nün de sonu anlamına gelebilir. Amerika, Kanada ve Japonya gibi ülkeler, Kyoto Protokolü’nün 2012’den sonra başlayacak ikinci dönemine katılmayacakları yönünde açıklama yaptılar.     Türkiye, salımlarını en hızlı artıran ülke Durban’daki görüşmelere Türkiye de katılıyor ancak herhangi bir karbon salımı azaltım hedefi yok. Bunun sebebini ise hükümet Türkiye’nin iklim değişikliğinde çok büyük bir payı olmaması ile açıklıyor. Ancak Türkiye, son 10 yılda tüm dünyada sera gazı salımlarını en hızlı artıran ülke.     Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan, “İklim değişikliğinin etkilerinin sosyal ve ekonomik kalkınmayı şiddetli bir şekilde baltaladığını açıkça ortada. Bugün Somali'de yaşananlar... Devamı

Birkaç Guguvak öyküsü

2011-10-13 12:37:00
Birkaç Guguvak öyküsü |  görsel 1

    Guguvak..çocukluğumuzdan  bildiğimiz, şapkasını Fes’e benzettiğimiz ve yerden biten bir şeydi. Bize sıkı sıkıya tembihlenirdi, “sakın kendi bulduğunuz guguvağı yemeyin” diye.. bizde ona uyardık ama  yayla yolunda veya yaylalarda gezerken rastladığımız guguvakları da alır, eve gider ve dedeme, neneme veya annemize sorar, eğer yenen türdense öylece yiyebilirdik. Yenmeyecek türlere genelde, yenmesin diyedir belki de ,”zehirli”  yerine  “köpek işemesi” denirdi.Çocukluktan aklımızda Guguvak yani mantarlarla ilgili kalan bilgi sadece bu kadardı. Zehirli olanlara , “köpek işemesi” denmesi de, bizi onlardan uzak tutmak için, “iğrenç”lik ifade eden deyim yerine geçmesiyle onlardan uzak dururduk. Bizim Guguvak olarak bildiğimiz aslında yenilebilir doğal ortamlarda sisli ve rutubetli alanlarda, yağmur veya çiseden hemen sonra birden bire yetişen mantarlardı. Büyükçe bir guguvağı, Maçka'da ormanın bittiği bir noktada buldum, otların arasında..tamda mangal için yayla yolundayken..aldım, götürdüm.Büyükçe bir mangalda üzerine hafif tuz dökecek ve pişirecek, belki de et bile yemeyecektim, o kadar müthiş bir guguvaktı.Bir yandan et siparişimiz hazırlanırken, kasabın içinde  Mantardan iyi anlayan yöre sakinlerine  sordum, "yenir" dediler. Bir başkası, “yenir ama kurtlanmış, atun oni” dedi. Bir diğeri de, “la pirakun, adam ölecekta derdi sizi mi almış, bırakın yesun, garişmayin ona” diyende oldu. Başkaları da var tabi orada, “nerde buldunuz oni” diyor, sanki bu yıl hiç guguvak görmemiş gibi, belli ki çok seviyor. benim de kanaatim yenilebilir olduğu yönüneydi ve deneyecektim. Çünkü, ben o zamana kadar öyl... Devamı

İshakpaşa'dan Ağrı dağı görünür mü?

2011-10-13 12:09:00
İshakpaşa'dan Ağrı dağı görünür mü? |  görsel 1

    Aklımdadır hep, bizim Doğu veya Güneydoğu Anadolu bölgelerine neden kimse gitmez. Gezi sitelerine baksanız Türkiye dendiğinde hep ya Akdeniz veya Ege veya Marmara Bölgesi’nden ufacık bir dükkan, halıcı veya boncukcuyu yazarlarda bir türlü diğer bölgelere gitmezler. Güya gezicidirler ama Alanya’nın plajı, Çeşme’nin geceleri, Bodrum’un Halikarnas’ı, Fethiye’nin ölüdeniz’i, Antalya’nın kurşunlu, didem ve Manavgat  şelaleri..onlara inat bende  İkinci kez gidiyorum Ağrı, Doğubeyazıt’taki İshakpaşa sarayına. Öyle ya  Dünya’daki ilk merkezi ısıtma sistemine sahip, Selçuklu, Gürcü, Ermeni, İran, Türkistan ve Osmanlı mimarı tarzını yansıtan mozaik bir eser İshak Paşa sarayı.  Bir önceki gezimiz 2001 yılındaydı ve yolu yapılmamıştı, o nedenle aracımızı sarayın altlarında bir yerde bırakıp, yürüme çıkmıştık. Henüz restorasyonu yapılmamıştı, kapıları açıktı o nedenle de zindanlarına kadar inmiş, gezebilmiştik. İkinci gidişimizde hem yolu vardı ve hem de yol kenarlarında artık restoranları ve dinlenme yerleri de oluşmuş bir turizm merkezi görünümüne kavuşmuştu. Hem zaten gidilebilir olmasının rahatlığı, artık önerilebilecek yer olması anlamına da geliyordu. Şimdi den hem de gözüm kapalı olarak, kesinlikle ölmeden görülmesi gereken yerlerden biri diyebileceğim kadar şiddetle hatta Rizelilerin ifadesi ile haain (şiddetli) önerebileceğim bir yer hem Doğubeyazıt ve hem de tabiî ki İshakpaşa sarayı ve çevresi. Bir yanda Ağrı dağı, bir yanda İshakpaşa sarayı bir yanda da Kürt ulusal destanı "Mem û Zin"’in yazarı Şeyh ,alim, şair Ahmed-i hani ya da  Ehmed Xani (1651- 1707)  Türbesi..   Ta Milattan önce 800’lü yıllarda ... Devamı

Ağrı Bildirgesi ve Nuh'un gemisi

2011-09-30 13:54:00
Ağrı Bildirgesi ve Nuh'un gemisi |  görsel 1

    Doğubeyazıt’ta çay içerken akşam olmak üzereydi. Doğubeyazıt’ta mı kalmak lazım yoksa Iğdır’a gidip orada mı kalalım diye düşünürken, her ikisinden de vazgeçip, Ağrı Dağı’nın yamaçlarında yapılan şu temsili Nuh’un gemisine gitmeye karar verdik. Ama karanlık çökmeden bu gemiyi bulmalıydık. Kimseye de sormadık, nasılsa yoldan görürüz diye düşünmüştük. Yola koyulduk, Iğdır’a doğru ama o Sarısu vadisinde bir rüzgar esiyor ki sormayın,toz dumana karışıyor. insanı uçuruyor o derece sert bir rüzgardı. Zaten hız yapmıyoruz ama o rüzgarın sizi savurur gibi yapıyor olması da yetiyor. Rüzgarın hani bir melodisi vardır, ıslık gibi işte o melodi ile yol alırken biraz  da daha da fazlası olabilir mi kaygısı ile ürküyoruz ama çok değil tabi.  Karabulak’a varmadan yolda duran vatandaşın birini alıyoruz arabaya, ona soruyoruz Nuh’un gemisi maketini. İyi ki de almışız, zaten hava kararmaya yüz tutmuş ve Nuhun gemisi maketi de zaten D 975 karayolu, yani E-99’dan da gözükmüyormuş. Elmagöl’e geçmeden yol dan sağa Korhan yaylası yoluna sapıyoruz, Ağrı dağı’na doğru. 1,5  kilometre sonra da zaten gemiyi görüyoruz. Daha yeni yapıldığı her halinden belli, ahşaplar pırıl pırıl parlıyor. Yanına varıyoruz, uzaktan küçük gözükse de yanına vardığınızda Ağrı dağı heybetinde değil ama o doğada insan eli ile yapılmış bir eseri görünce hele bir de yanında dalgalanan flamaları ile bu dağın yamacına insan elinin değmiş olması duygulandırıyor bizi.kilidi yok, kapısından içeri giriyoruz. Orada yukarıda esen o Rüzgar da yok ama soğuk vardı, geminin maketinin içinde ısınıyoruz.Geminin içinde ağaç kokusundan başka hiç bir şey yok. İnsanlar bir eser ... Devamı

Yaylalar, tatil köylerine mi dönüyor?

2011-09-13 18:20:00
Yaylalar, tatil köylerine mi dönüyor? |  görsel 1

    Son yıllarda Karadeniz yaylalarının ünü yayılıp da İran, Azerbaycan, Gürcistan, Dubai veya Suudi Arabistan'dan da bölgemiz yaylalarına  insanlar akın akın gelirken, biz yerimiz de durur muyuz. Biz de çıkıyoruz sık sık yayla gezilerine tabi. Bir çok yaylanın adına bakmaksızın,  bir sebep bulup gitmeye çalışıyoruz. Bu gezilerimizde elbette daha önceleri de yaylalara çıktığımız arkadaşlarla yayla tekrarlarına da düşüyoruz. Her farklı gidişimiz de her bir yaylanın siluetinin değiştiğini, fiziki görüntüsünün farklılaştığını gözlemliyoruz. Bu farklılaşma, o yaylalarda daha önce gelinip,gidilmiş ve belki ihmal edilmiş Hardama(ahşap çatı kaplaması)ları çürümüş, kaybolmuşken birer kelifken şimdi onların yerlerinde sadece yedi günde tamamlanabilen prefabrik konutların birer mantar gibi dikiliyor olmasından kaynaklanıyor.    Hele bir de yaylanız, şimdilerde yol yapım çalışmaları hummalı bir şekilde süren Gümüşhane, Trabzon ve Bayburt’un neredeyse ortasında bulunan Çakırgöl Turizm Merkezi’ne yakınsa, bu yapılaşma yoğunluğunu daha da fazla görebiliyorsunuz. Geleneksel yaylacılık  yerine bu yeni konutlar, bu yeni yaylacıların “yaylacı” olmaktan çok tıpkı Akdeniz ve Ege’deki gibi yaylaları, birer tatil köyü şeklinde kullanacaklarını gösteriyor. Çünkü yeni yapılan yayla evlerinde, yaylacılığın en önemli gerekçelerinden biri olan hayvan besiciliği ve dolayısıyla da süt, tereyağı, peynir gibi ürünlerin elde edilmesini sağlayan hayvanlar için ahırlar bulunmuyor. Sadece tatil amaçlı yapılar olunca da biraz da yöre mimarisi yerine daha çok kentlerdeki binaları çağrıştıran yapılar dikkat çekiyor.    Mesela Güm&... Devamı

Yine Ramazan ve yine Fındık ayı

2011-09-07 16:42:00
Yine Ramazan ve yine Fındık ayı |  görsel 1

    Aradan  34 yıl geçmiş..Ne ulaşım ne haberleşme ne kentleşme şimdiki gibi değildi..sıcak yaz mevsiminde sabahtan akşama kadar fındık dallarından asılmak, sepet  doldurma yarışı yapmak öyle dile kolaydı. Şimdi onca yıl aradan sonra yeniden Ramazan ayı fındık ayına denk  geliverdi.  Ben o 34 yıl önceki Ramazan ayındaki fındık ayını ve fındık ayından anladığımı anlatacağım, tabi hatırlayabildiğim kadarıyla..Bu yıl fındık geç oldu,iklim değişiklikleri yüzünden her yıl Ağustos ayının ilk haftası başlanan fındık toplanmasına bu yıl ancak üçüncü hafta, yani 15 gün gecikmeli olarak başlanabildi.   Aslında Ramazan ayı, 32 yılda bir aynı zamana denk geliyor. Fındık ayı da bir ay sürüyor. Şimdiki gibi ne fındık toplama makinaları icad olmuş, ne patos denilen fındığı den eden makinalar var, ne fındığı yerden toplayan aletler, tabi ne de ot biçme makinaları yok o zamanlar. Oruçlu olduğumuz bir gün, bizim Keltemel diye adlandırdığımız fındıklıktayız. Dedem sağ o zaman, nenem de sağ tabi. Evdeki yaşlılar, fındık ayında evde yemek pişirme ve ev işlerini, diğer tayfanın tamamı, hani eli fındık tutanlarda çoluk çocuk hep birden inilirdi fındıklığa..   Sabah ne kadar erken saatlerde abuskala (Fındıklık- iş yapılan yerin yöresel adı, başlanmış bir iş alanı) inilirse o kadar fazla iş görüleceğinden, evde belli bir disiplin içinde hareket edilirdi. Evin reisi dedem, ne derse işler onun yönlendirmesi ile yürürdü. Fındığa başlanması için mutlaka Devlet’in belirlediği fındık toplama tarihleri dikkate alınırdı ki, fındıkta randıman (kalite) yüksek olsun. Erken toplanan fındıkta haşlanma, buruşukluk olacağı için genel de erken toplanması, bu sorunu oluştururdu tabi. Ve fındığı olmuş ve herkesten önce fındığını bitirmek isteyen bazı aileler vardı ki, gizli giz... Devamı

Hapsiyaş köprüsü'nden Uzungöl'e

2011-09-07 15:03:00
Hapsiyaş köprüsü'nden Uzungöl'e |  görsel 1

    Bir hayli zaman olmuştu Uzungöl’e yaz mevsiminde gitmeyeli..önceleri fırsat bulup gidiyorduk ama tabi gitmekten sayılırsa..bizimkisi iş icabı olunca, takipler nedeniyle gittiklerimizi ben gitmekten saymam. Hem zaten tüm görevliler bilir bunu, belli bir görevdeyken gidilmiş yerlere “gittim” denilecek gidişler olmaz onlar. Benimkisi de o hesaptı. Aslında bunu Rahmetli Adnan Kahveci,  eşi ve çocukları ile Uzungöl’de söylemişti.  Bana “işin yoksa, Sumela Manastırı’na birlikte çıkalım, bakanken gitmiştim ama o gidişler bana hiç gitmişlik hissi vermez, vermedi de zaten. Gidelim” gitmiştik.  O zaman bu zamandır düşünürüm ve o zamana kadar  görevli gittiğim bir çok yere gitmediğimi o zaman anlamıştım!Dokuz günlük Ramazan bayramını fırsata dönüştürüp, uzungöl’e çıkanlar öylesine çoktu ki, hani tabirimi mazur görün ama uzungöl doldu taştı tabiri abartı sayılmazdı. Son yıllarda daha çok arap turistlerin varlığından söz ediliyordu, bende merak ediyordum aslında var mı o söylenen kadar. Fakat yoktu, Araplar değil ama yerli turistlerden ben ya Arap göremedim ya da söylenenler abartıydı. Uzungöl, artık eskisi gibi değildi. Bir başka yazımda da söylemiştim, “Karadenizi önce biz gezelim” diye, o “biz” den kastım, Karadeniz insanıydı. Şimdi artık Uzungöl bile bize yabancı oluvermişti. o eski  uzungöl’in Uzungöl olduğu yıllardaki tenhalığın yerini, aşırı araç yığını ve dolayısıyla tıpkı o şehirlerdeki gürültü almıştı. Araçların birbirine yol vermesi bile sorun artık uzungöl’de. Uzungöl, görmeyenler için gidilmesi gereken bir yer tabi. Fotoğraflarını hayal ederek büyüyenlerden tu... Devamı

Karadeniz'i gezmek Lazım

2011-09-07 14:47:00
Karadeniz'i gezmek Lazım |  görsel 1

    Zaman zaman “ Bölge Misyonerliği” yaparım. Yine birarkadaşım vesile oldu da bölgemizde şöyle beş günlük aralıksız bir gezi fırsatı buldum. Sağ olsun, misafirim de ilk kez  Karadeniz’e geldiği için de ne var ne yok, akla esen her yerde bol bol fotoğraf  çekip, ilk kez belki de arşiv de sayılabilecek düzeyde done elde ettik. (Çimçirli köprüsü) Bölgemiz yaz- kış demeden de gezilmeye ve görülmeye değermiş, bunu yeniden anladım. Her vadide ayrı bir güzellikle karşılaştık. Elbette bu güzellikleri zamanla sitemizde değerlendireceğiz. Nereye gidersem gideyim, sizlerle hep güzellikleri paylaşmayı kendime gaye edindim, zaten bu sitede onun için oluştu. “Bölge misyonerliği”nden kastımda buydu zaten. Antalya’ya da gitsem orada tanıdıklarımı mutlaka Karadeniz’in bakirliğinin elden gitmeden mutlaka gezilmesine onları ikna etmeye çalışırım. Sadece bizim gezip ve görmemiz veya anlatımımızla bu bölgenin insan doğası için ne kadar anlamlı olduğunu elbette ispat edemeyiz! (Rize) İzliyorum, Türkiye gündeminden uzaklaşmış değilim ama bu ülkede gerçekten çok boş gündemler yaratıldığının yakın tanıklarından olarak bazılarına gülüyorum, değmez diye yorum bile yapmıyorum. Türkiye’yi azıcık gezen gören veya düşünen ve gerçekten ülkesini seven , önemseyen  herkes mutlaka bir çok sözde gündem maddelerine bakarak zaten gülüp geçiyordur! Yani “Şemdinli iddianamesi” nden tutun, Merkez Bankası Başkanının asaleten-vekaleten atanmasına, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkındaki üçüncü gensoru’dan, Nevruz kutlamalarına, Edirne’nin komşu Bulgaristan’ın barajlardan fazla su verip de sular altında kalmasına... Devamı

Karadeniz'i önce biz gezelim (karadenizliler)

2008-12-12 14:24:00

    Tatil, gezi ağabeyimin deyimiyle “kizirlik” benim işim, zaman zaman “keşke babamın petrol istasyonu olsaydı” diye geçirmişim içimden, kimselere çaktırmadan, gezmişim yurdumuzun öncelikli gezilebilecek yerlerini. Ama gitmediğim yerler var, görmediğim ama gitmek istediğim yöreler elbette var ama Karadeniz, bu bölgeyi önce kendi insanımızın gezmesinden yanayım. İstiyorum ki, bu bölgede yaşayan herkes, mutlaka gezsin bu bölgeyi adım adım gezsin, öncelikle gezsin!   Neden durmadan bu “gezsin” ifadesini sık kullanıyorum, bölgemizin kıymetini bölgemize yabancılar doluştuktan sonra fark etmemiz bize çok şey kaybettirirde ondan. İstiyorum ki, biz kendi bölgemizi yabancılar rağbet ediyor diye değil, bu bölgenin yaşayanları olarak gezip, tozmalı, tanımalı ve bilmeliyiz. Karadenizliyiz ama dikkat edin, kendinizden yola çıkarak bakın, biraz düşünün sizdebana hak vereceksiniz! Siz mesela, kendi yaylanızın bulunmadığı hangi vadisine çıktınız ki? Hangi vadiden yukarılara, bilmeden gittiniz? Var mı gittiğiniz yerler, sayın bakalım hangi vadilere çıkmışsınız, hangi yaylalardan geçmişsiniz?  Askerde arkadaşlarım Sumela manastırından söz açıldığında Trabzonlu olduğum için benden anlatmamı isterlerdi, konuyu değiştirip, kaçamak cevaplarla geçiştirmenin yollarını arardım. Sonra da dikkat kesilen birileri, “yoksa sen gitmedin mi Sumela’ya” deyince de sevmediğim halde yalan söylerdim, “yok gittim, biliyorum” diye ama yalandı! Mahcup olduğumdan yalan söylerdim, el alem benim memleketimdeki bir değerden söz ederken ben kendi memleketimdeki değerden habersiz olabilir mi idim! Ama olmuştum, askere bile yabancı şubeden İstanbul Eminönü askerlik şubesinden gitmiştim çünkü! Memlek... Devamı