Viya için karadenizi kızdıran adamlar!

2014-01-04 15:23:00

Araçlardan fazla anlamam ama bindiğim araç Porsche jeep’ti. Trabzon’un Sürmene ilçesinin manzarasıyla ünlü Çamburnu’ nda çay içelim dedik, iftar sonrası ama ne gezer, o eski şenlikler yoktu Sürmene’nin Çamburnu beldesinde. Canlı müzik yapılırdı ama bu yıl belli ki yeterince müşteri olmayınca çay bahçesini kapamışlar! Tüneli geçip, dönüş yaptıktan sonra tesisler kapalı olunca sahilde başka bir yerde çay içeriz dedik, tam balıklı mahallesine geldik. Karadeniz sahil yolunun deniz kenarında, uzaktan bir balkonu andıran ama sanki çay bulabileceğimiz bir yer gibi gördüğümüz yerde 7 kişi oturuyorlardı. Tamam burada çay vardır, deyip durduk. O oturan insanların yanına vardık ama orası bizim tahmin ettiğimiz bir kahvehane değil de meğer, Balıkçı mahallesinin “Balıkçılık kooperatifi” ve muhtarlığıymış. Zaten muhtar da oradaymış.

 

Selam verdik, “biz çay içmek istedik sahil de ama bulamadık, burada vardır diye uğradık ama!” demeye kalmadan, o balkonda oturanlar, “Tamam, gelin, gelin, biz de çayı yeni demledik, demlenmeye bırakmıştık, şimdi içeceğiz, buyurun birlikte içelim” diyerek, bizi davet ettiler. Davete icabet edip, yanlarına oturduk. Bir sakallı vardı aralarında, ben imam sandım ama yanılmışım! O saatte imam, teravih namazını kıldırıp, istirahatine çekilmiş ama Balıklı’nın yarı yerli yarı gurbet sayılan yaşlı gençleri, o masayı çevreleyenler. Aralarına serpilip, oturduk. Biz üç kişiyiz. Emekli Emniyet Müdürü dostum Nuri Engin, onun yeğeni Ali İhsan ve ben. Masalarına oturduklarımız ise en genci Balıklı mahallesi muhtarı 60’ı devirmiş Rıfat Karabacak, Mustafa Görel, Yaşar Akbaş, Muammer Şolt, Çetin karaer, Lütfi Çakır ve Mustafa Püskül.

 

Aralarında 84 yaşındaki Muammer Şolt, en yaşlı olan ama ona yaşlı demek bile ayıp sayılır, o kadar dinç ve zinde. Çay içerken dikkat ettim, öyle şimdilerde pek rastlanan “açık çay” diye bir derdi yok, bizim gibi, demli çay içiyor. Bir demlik çayı bitirdik. Biz aralarına katıldığımızda konuştukları konu, karadeniz sahil yolunun geçmesinden sonra deniz ile bağlarının kopmasıydı. Yol geçtiği için eski bir evin altında kalmış bir Taka’nın, o evin harabe olması ve fırtınalı bir havada yıkılması ile evin altında bulunan Taka’nın kırılıp, onarılmaz hale gelmesine üzülmüşlerdi. “Kurtaramadık” diyorlar, hep birlikte ama o Taka’nın Balıklı’ya kazandırılması için gurbetteki sahiplerini buna ikna edememekte kendilerini sorumlu tutuyorlar! O Tekne, 1949 yılında “Banker Kastelli” namı ile bilinen Cevher Özden’in ağabeyi Ali Özden ve Salih Karabacak’ın yaptırdığı bir Taka imiş.

 

Çocuklar gelmiyor!

 

Karadeniz sahil yolunun geçmesinden sonra bölgede yaşayan insanlarla denizin arasına bu yolun bir ‘Kara kedi’ gibi girdiğini ve Karadeniz’in sanki halk ile bağının koptuğunu anlatırlarken, her biri birbirlerine bakarak, ‘eksik mi söylüyorum’ dercesine bir dikkatle konuşuyorlar. Ancak, doğal yapının fazlaca tahrip edilmemiş olmasının memnuniyeti de dillendiriyorlar. Eski anılarına dönüyorlar, 50-60 yıl öncesinde,  o Taka’larla Devletin verdiği mavzer tüfeklerle avladıkları Yunus balıklarını, Trabzon’daki balık yağı fabrikasına(Daha sonra Et Balık Kurumu tesisi olmuştu) götürmelerini, 80 ihtilalinden sonra toplanan silahlarını, o ihtilalin ardından birilerinin yaptığı sahte ve yalan ihbarlarla (kaçakçılık ve Mermi satışı gibi) bir birlerinin gammazlayıp, elde ne kadar silah varsa tümünün ellerinden gidişini hep gülerek ve hem de birbirlerini tamamlayarak anlatıyorlar. Sonra da laf dönüyor, “Çocuklar buraya gelmez oldu, gelmiyorlar. Gelenler, o eski denizi arıyor, bulamayınca da burada daralıyorlar. Deniz kıyıların topraksı hafriyatla, çöplerle v.b. artıklarla gelişigüzel doldurulması ve deniz ürünlerinin, balıkların aşırı avlanması denizlerdeki ekosistemini olumsuz etkilemektedir. Topraksı hafriyatla yapılan deniz kıyı dolguları; denizdeki canlıları, balıkları, bitkileri, yosunları, mikroorganizmaları katletmektedir. Deniz suyunun kendi kendini yenileme, tazeleme, devşirme mekanizmalarını harap etmektedir. Deniz kıyıların doğal güzelliği de tahrip etmektedir. Biz Balıklı’ya bir tane "T" Mahmuz yaptırabildik. Oysa iki mahmuz daha olsa belki o kaybettiğimiz sahilimizi geri alabilirdik. Bunun için bir çok makama başvurumuz oldu ama hala bir sonuç alamadık. Balıklı’ya üç tane "T" Mahmuz şarttır” diyorlar.

 

Denizi kızdırmak için neler yapmışlar!

 

Yazının ilk bölümlerinde “yaşlı gençler” ifadesini kullanmıştım, bu yedi insan için, onların da T mahmuz istemelerinin çok önemli bir amacı var. Her biri “viya” diyor, başka da bir şey demiyordu. Anlattıkları bugünlerde kimsenin bilmediği ama onların anlatırken bile heyecanlandıkları bir spor dalı. Evet, “Viya” bir deniz terimidir. 'viya' gemiyi veya tekneyi istenilen rotaya döndükten sonra, istenilen yöne seyredilmesi için verilen komutun adıdır. Ama Karadeniz de “Viya” dendi mi akla gelen su sporudur. Zaten body surfing diye bilinen sporun Karadeniz de yıllardır yapılanıdır. Viya kısaca vücut sörfüdür. Hiçbir alet kullanmadan, Karadeniz'in kocaman dalgalarının arasına dalıp onlarla mücadele etmektir. Çocuğun dan yaşlısına dalga oldu mu viya yapılır. dikkatli olursanız bir yerinizi sakatlamadan çok eğlenebilirsiniz. Vücudunu sörf tahtası gibi kullanarak dalga üzerin de göğüs kafesini kullanarak kaymaktır. Karadeniz kıyıların da çok yapılırdı. Kısaca “laz sörfü” veya “Karadenizlinin sörfü” denebilir. O yaşlı genç dediklerim, yani Balıklı Muhtarı Rıfat Karabacak, Mustafa Görel, Yaşar Akbaş, Muammer Şolt, Çetin Karaer, Lütfü Çakır ve Mustafa Püskül, birbirlerinin sözünü kesmeden bir heyecanla anlatıyorlar, Viya’ larını. Kiminin gözleri doluyor, gecenin bir yarısında, sahur yaklaşıyor, zaman akıyor ama onlar, bu “en güzel spor” derken, Yaşar Akbaş lafa girip, “viya dediğimiz dalgadır ha” uyarısı yapıyor. Sonra da hep bir ağızdan, “işte çocuklarımıza bu sporu öğretmek, onlarla bu denizde viya yapmak istiyoruz. Viya yaparken de biz hiçbir boğulan kimseyi görmedik ve duymadık, inanın” diye ekliyorlar.

 

Tam o sırada çocukken adını bilmeden bizimde viya yaptığımız günlere dönüyorum, evet hakikaten denizle sevdamız oradan geliyordu, o Viya’ların sevgisiymiş meğer! Sonra Çetin karaer giriyor lafa, “tabanca Haşim” diyor, hep birlikte başlıyorlar gülmeye, tabi biz anlamıyoruz, tekrarlıyorlar. O Tabanca Haşim dedikleri, 1940’lı yıllarda vefat etmiş, yörede kötülükleri (veya nüktedan) ile nam salmış bir insanmış ve bunlar, denizde dalga olmayınca, denizi kızdırıp, dalgalanması için gidip, “Tabanca Haşim”in mezarından taş alıp, denize atarlarmış ki, deniz daha fazla ve erken kızıp, hırçınlaşsın ve dalgalar oluşsun ki bunlar da denizde viya yapabilsinler. Tabi sadece tabanc...................yazının devamı için tıklayınız

25
0
0
Yorum Yaz